|
Marmara
denizine dökülen
Kocabaş
çayı
üzerinde,
Ballıkaya
tepesi eteklerinde
denizden düz
hatla 18 km., iskelesi olan Karabiga'dan 24 km. uzaklıkta
yer alır. Şehrin
ne zaman kurulduğu
bilinmemektedir. Muhtemelen adının
geldiği
Pegae veya Pagai'nin antik bir iskân
yeri olmadığı sanılmaktadır. Bölgede
Pa-rion
(Kemer) ve Priapos (Karabiga) adlı
şehirlerin
milâttan
önce
VII.
yüzyıla
kadar
indiği
bilinmekle birlikte Pegae veya
Pagai adına
ancak Ortaçağ
Bizans ve Haçlı
kaynaklarında
rastlanır.
Anna Com-nenus
buradan Pigas (menbalar)
şeklinde
bahseder. Haçlı
kaynaklarında
ise Spi-ga
adıyla
da anılır.
Buranın bugünkü Biga'ya
tekabül
edip etmediği
henüz
aydınlığa
kavuşmamakla
beraber bu kaynaklarda
belirtilen yerin önemli bir iskele
durumundaki Priapos olması
kuvvetle muhtemeldir. Nitekim
1850'lerde bu bölgeyi
dolaşan
Mordtmann, antik Priapos'-un Ortaçağ'lardaki
Pegae ile aynı
yer olduğunu
ve buranın
da Karabiga'ya isabet
ettiğini belirtir. İçeride
önemli
bir güzergâh
üzerinde
bulunan Biga ise Bizanslılar
veya Türkler tarafından
eski bir iskân
biriminin yerinde yeniden kurulmuş
olmalıdır.
Mordtmann da buraya halk arasında
Boğaşehir
adının
verildiğini
yazar.
Anadolu'dan
Çanakkale
Boğazı
yoluyla
Avrupa yakasına
geçiş güzergâhı
üzerinde
bulunan Biga bölgesi
bu
özelliği
sebebiyle
önemli olaylara sahne oldu.
Milâttan
önce 334'te Büyük
İskender'in
Persler'e karşı
zafer kazandığı
savaşın
bu yörede
yapıldığı
rivayet edilir. Daha sonra
İskender'in kumandanlarından
Lysimakos'un nüfuzu
altına
giren bölge, Bergama krallarının
hâkimiyetinin
ardından
Roma ve Bizans idaresine geçti.
Bizans döneminde
deniz kıyısındaki
Pegae'de bir Latin kolonisi bulunuyordu.
Nitekim 1190'da Frederik Barbaros, 1204'te Venedikliler ve
Flamanlar burada ticaretle uğraşan
İtalyan tüccarlar
bulmuşlardı.
İstanbul ve Anadolu'nun büyük
bir kısmına
hâkim
olan Latinler 1205'e doğru
bu topraklardan çıkarıldıklarında ellerinde kalan birkaç
şehirden
biri de Pegae idi. Türklerin bu bölgelerdeki
faaliyetleri sırasında
Pegae sık
sık
tehdit altında kalmış,
abluka sebebiyle kıtlık
ve vebadan etkilenmiş
bir sığınak
durumundaydı. Bölgenin
bir kısmı muhtemelen
XIV.
yüzyıl başlarında
Karesioğullan'nın hâkimiyetine
girdi. Ancak
Karesioğulları,
Marmara ve
Çanakkale
sahillerindeki iyi korunan şehirleri sıkıştırmalarına
rağmen ele geçire-mediler.
Nitekim Bizans İmparatoru
III.
Andronikos, 1328'de
Çanakkale sahilindeki Bizans kasabalarına akın yapılmaması için
Karesioğlu
Demirhan ile Pegae'de
bir antlaşma
yapmıştı.
Bazı
Osmanlı
kaynaklarına göre
Biga,
Rumeli'ye geçişten
sonra geç bir
tarihte 1365 yılı yazında
I.
Murad tarafından
fethedildi. I. Murad gemilerle denizden
ve karadan kuşattığı
Biga'yı ele
geçirdikten
sonra kiliseleri mescid haline getirdi, şehre
Türk
nüfus yerleştirdi.
Ancak bir süre sonra
şehir
âni bir gece baskınına
uğradı,
yakılıp
yıkıldı
ve tahrip edildi. Bunun
üzerine
Biga eskisinin yerine yeniden imar olundu (Âşıkpaşazâ-de,
s. 128-129; Neşrî, I,
54-55). Denizden
ve karadan kuşatıldığı
belirtilen bu yerin Biga olmadığı açıktır.
Öte
yandan
mevki itibariyle içeride
kalan Biga alınmadan Rumeli'ye geçiş
de pek mümkün
görünmemektedir.
Şu halde fethedilen yerin deniz kıyısındaki
eski Pegae
yani Karabiga olduğu,
hatta "kara" sıfatının
şehrin
harap olması ile
yakından
ilgili bulunduğu
söylenebilir.
Ayrıca
En-verî'nin
kaydına
göre
Orhan Bey oğlu
Süleyman
Paşa
Gelibolu'ya geçmeden
önce
1353'te Biga ve yöresini
almış,
hatta
Gelibolu'dan döndükten
sonra Biga civarında
attan düşerek vefat etmiş
ve Bolayır'a
götürülüp
orada gömülmüştü
(Düsturnâme,
s. 82). Bir tarihî
Takvim'-de de 1. Murad'ın
761'de (1359-60) burayı
kimliği tam olarak bilinmeyen
Melik Nâsır'dan
aldığı
belirtilir (lYmanç],
s.
60-61). Süleyman Paşa'nın
vefatı
hadisesinde
görüldüğü
gibi bu kaynakların
verdikleri bilgiler tamamen doğru
olmamakla birlikte, Biga'yı Süleyman
Paşa'nın
fethettiği,
daha sonra burayı ele
geçirdiği
anlaşılan Melik Nâsır'dan
1. Murad tarafından alındığı,
sahildeki Biga'nın ise 1365'te zaptedildiği,
ancak tahribata uğrayınca
içeridekinin
gelişmeye
başladığı
ve Karabiga'nın ise Biga'nın
bir iskelesi haline geldiği söylenebilir.
Osmanlı hâkimiyeti
sırasında
Biga'da
bazı eşkıyalık
hareketlerinden başka
çok
önemli bir hadise meydana gelmedi. Ancak
stratejik mevkii sebebiyle Rumeli'ye
ve Batı
Anadolu'ya hareket eden Osmanlı
kuvvetlerinin geçiş
yerini teşkil
etti.
Çelebi Mehmed'in vefatı sırasında,
İzmir
Beyi Cüneyd
Bey
üzerine
yürümek
için
Anadolu beylerbeyi kuvvetlerinin Biga'da toplanma karan alındığı
gibi Düzmece
Mustafa hadisesinde de yenilgiye
uğrayan
Mustafa kaçarak
Biga suyuna gelmiş,
Biga kadısının
yardımıyla
buradan
geçmiş ve
Gelibolu'ya ulaşmayı başarmıştı.
Hatta onu takip eden
II.
Murad Biga'ya geldiğinde
kadıyı
yakalatarak
idam ettirmişti.
Daha sonra gerek donanma seferlerine katılmak
gerekse Avrupa'da girişilecek
seferler sırasında
Rumeli'ye geçmek
için
Anadolu beyler-beyilik
kuvvetleri Biga ovasında topla
nırdı. Biga özellikle İstiklâl Savaşı yıllarında
oldukça sıkıntılı günlere sahne oldu.
1920 Şubatında Anzavur kuvvetlerinin
baskınına uğradı ve 24 Nisana kadar
onların elinde kaldı. Kuvâ-yi Milliye
kuvvetlerince geri alındıktan sonra 4
Temmuz 1920'de Yunan ordusu
tarafından işgal edildi,
ancak 18 Eylül 1922'de işgalden kurtuldu.
Biga
önemli bir iskân merkezi ve idarî
bölge olma özelliğini kazandığı
Osmanlı hâkimiyeti
döneminde giderek gelişme-,,^
ye başladı. 1516'da Biga, Hacı
Ahmed Halife, Akkar
(Akkaz, Akkadı), Debbağlar
(Kurşunlu), Hacı Sadi, İbrahim
Bey, İbrahim Çelebi,
Kasab Hacı İvaz, Ballu ve Cami (Câmi-i Kebîr) adlarını taşıyan dokuz
mahalleden oluşan bir
kasaba durumundaydı ve
tamamını Türkler'in teşkil ettiği nüfusu da ancak 1000e
ulaşabiliyordu (BA, TD,
nr. 59, s. 2; BA,
TD, nr. 166, s. 213-248).
Kasabanın en kalabalık iskân yerini Ballu, Cami, Kasab Hacı İvaz adlı
mahalleler oluşturuyordu.
XVI.
yüzyılın ikinci yarısında Biga'nın nüfusu daha da arttı ve
mevcut mahalleler kalabalıklaştı. Nitekim 1575'e doğru dokuz mahallede 2000
kişi yaşıyor ve bunların çoğu Akkadı, İbrahim Çelebi, Hacı İvaz
mahallelerinde toplanmış
bulunuyordu (TK, TD, nr. 79,
vr. lb-5a).
1610'da yapılan bir avarız*
tahririne göre, mahalle sayısı
değişmeyen şehrin
nüfusunda, muhtemelen bu
dönemde bütün Batı Anadolu'yu sarsan
sosyal karışıklıkların bir sonucu
olarak düşüş oldu. Ancak
XVII.
yüzyılın sonlarına doğru yeniden kalkındığı anlaşılan Biga'da mahalle sayısı ona
yükseldi. Câmi-i Cedîd ve Takyeci adlı yeni mahalleler
kuruldu; Debbağlar mahallesi yalnızca Kurşunlu adıyla anılmaya
başlandı, İbrahim Çelebi
adlı mahalle ortadan
kalktı. Nüfus ise 1679'da 1000'i ancak
geçerken 1696'da 1500'e
ulaşmıştı (BA, MAD,
nr. 14737, s. 13-14;
BA, KK, Mevku-fat, nr.
2767, s. 17). Ayrıca bu son tarihte
daha önce görülmeyen gayri müslim
unsurların da burada
yerleştiği ve sayılarının
1S0-160 (35 hâne) kadar olduğu dikkati çekmektedir.
XVII.
yüzyılın ortalarında şehre gelen Evliya Çelebi ise Biga'nın alçak bir dağ eteğinde kurulduğunu, etrafının bağlık ve bahçelik
olduğunu, kurşun örtülü
bir cami ile altı mektebinin
ve içinde muhafızı olmayan metruk
bir kalesinin bulunduğunu,
ahalisini Türk ve
Yörükler'in teşkil ettiğini belirtir. Ayrıca Leyszâde'nin bir hamamı ve şehir dışında da ziyaretgâhının bulunduğunu yazar. XVIII
ve
XIX.
yüzyıllarda yavaş bir
gelişme seyri takip eden Biga'yı
1850'-lerde gören
Mordtmann burayı dağ eteğinde, görünüş itibariyle fakir, evleri
kerpiçten yapılmış, dar sokaklı, kalınmayacak derecede kötü iki hanın bulunduğu bir yer olarak tarif eder.
XIX.
yüzyılın sonlarında Biga
Kâmûsü'l-alâm'm verdiği
bilgilere göre 5000 dolayında nüfusa
sahipti ve bir rüşdiye mektebi, birkaç
camisi ve medresesi bulunan bir
merkezdi.
V.
Cuinet ise burada 8395'i
müslim, 1445'i Rum, 160'ı da
Ermeni olmak üzere
toplam 10.000 kişinin yaşadığını belirtir.
İç kesimden
Gelibolu yarımadasına
ulaşan (Bursa-Biga-Gelibolu) ve eski çağlardan
beri hayli işlek bir yol üzerinde
bulunan Biga,
XVI.
yüzyılda nisbeten canlı
bir pazar yeri durumundaydı ve pazar
gelirleri 1200 akçeye
ulaşıyordu. Önceleri
hafta pazarı pazar günleri kurulurken bu durum işlerine sekte
vurduğu gerekçesiyle
şehirdeki gayri müslim halkın
şikâyetlerine yol açmış,
bunun üzerine 13 Temmuz
1869 tarihli bir emirle hafta pazarı pazartesine alınmıştı.
Şehir halkının çoğu ziraatle
meşgul oluyor ve şehrin
civarı bağ ve bahçelerle çevrili
bulunuyordu. 1575 tarihli vakıf
defterine göre Biga'da
Leyszâde Nûreddin Camii
ve Muallimhânesi, Gazi Süleyman
Paşa'nın vakıfları olan Kurşunlu
Camii, Kasab Hacı İvaz,
İbrahim Bey, Hacı Ahmed
Halife, Ballu, Hacı Sadi, İbrahim Çe-|
lebi, Akkadı adlı mescidlerle birlikte iki cami, yedi mescid, iki
muallimhâne yer [alıyordu. Diğer muallimhâne ise Abdur-rahman
Bey adını taşıyordu. Ayrıca
II.
Mehmed'in hazinedarbaşısı Sinan
Ağa'-ya ait bir zaviyenin
bulunduğu ve buraya 152 dükkânın vakfedildiği de kaydedilmelidir
(BA, TD, nr. 536, s. 1-6, 16)
Osmanlı idaresinde Biga bir sancak
ve sancak merkezi durumundaydı.
Sınırları Marmara
denizine, Çanakkale Bo-ğazı'nın
Anadolu kesimine ve Ege denizine
kadar
uzanan
Bigasancağı, bu özelliği
sebebiyle Kaptanpaşa eyaletine (Ce-zâyir-i
Bahr-i Sefîd) bağlanmıştı. Sancak
merkez kaza yanında Balya, Çan,
Ezine-pazarı, Lapseki ve
Çatalburgaz adlı altı kazadan oluşuyordu. Sancağa bağlı 361
köy ile 105 mezraa vardı;
XVI.
yüzyılın
ilk yarısında sancağın toplam
nüfusu 40-45.000
dolayındaydı. Kaptanpaşa eyaletine bağlı olması sebebiyle ahalinin
bir kısmı donanma ve
tersane hizmetleriyle
mükelleftiler. Vergi muafiyeti karşılığı katrancılık, kalafatçılık
ve ziftçilik gibi hizmetlerle görevliydiler. Ayrıca zaman zaman kereste ve
gemici ihtiyacı da buradan
sağlanıyordu. Sancağın sınırları
içindeki Kemer İskelesi'nde gemi
inşa ediliyor, civarda bol
miktarda avlanan kaplan ve vaşak postları İstanbul'a
gönderiliyordu. 1708'de Biga'nın İne (Ezine) kazasında kurşun madeni çıktığı ve
işletme imtiyazının madeni bulan şahsa
verildiği tesbit edilmektedir (BA, MAD,
nr. 692, s. 2). Ayrıca Akkirman'ın fethinden sonra (1484) bir kısım hıristiyan halkın,
Biga ve yöresine sürgün edilerek
yerleştirildikleri de
bilinmektedir.
XVI.
yüzyılın sonlarında Güğercinlik
adlı bir kazası daha olan
Biga sancağı,
XVII.
yüzyılda Kal'a-i Sultâniyye
(Çanakkale) ve
Bayramiç'in de bulunduğu
sekiz kazadan meydana
geliyordu.
XIX. yüzyılda
yapılan düzenlemeler sonucu Biga bir mutasarrıflık olarak idare
edilmeye başlandı. Sancak
merkezi Kal'a-i
Sultâniyye idi ve
V.
Cuinet'e göre beş kaza
ile sekiz nahiyeden oluşuyordu. Kazaları
Kal'a-i Sultâniyye, Ezine, Ayvacık, Lapseki ve Biga idi. Biga'nın
merkezi olduğu Biga kazasına ise Dimetoka, Çan
ve Karabiga nahiyeleri bağlıydı. Sancağın toplam nüfusu 129.438 olup bunun
40.749'u Biga kazasında yaşıyordu. Biga
Cumhuriyet döneminde Çanakkale iline
bağlı bir ilçenin merkezi haline getirildi.
1927'de nüfusu 7924 iken 1935
yılında geçirdiği yangından sonra yeniden imar edilerek 1960'ta
10.845. 1985'te 17.678, 1990'da da 20.753 oldu.
Biga'nın
merkez olduğu Biga ilçesi,
merkez bucağından başka Bakacak,
Ba-lıklıçeşme, Gümüşçay,
Gündoğdu, Karabiga ve
Sinekçi bucaklarına ayrılmıştır.
Yüzölçümü 1331 km2
olan ilçenin 1990 sayımına
göre nüfusu 75.513, nüfus yoğunluğu ise 57 idi.
EMECEN, Feridun, "Biga Mad." T.D.V.
İslam Ansiklopedisi 6/136-137, İst. 1992
|