|
Marmara
Bölgesi’nin batı kesiminde yer alan
Çanakkale’nin Anadolu’daki Biga
Yarımadası’nda, Trakya’daki Gelibolu
Yarımadası’nda da toprakları
bulunmaktadır. Her iki yarımada
birbirinden Çanakkale Boğazı ile
ayrılır. Çanakkale Boğazı, Ege Denizi
ile Marmara Denizi’ni birleştiren doğal
bir su yoludur. Uzunluğu 68 km. olan
Boğazın en dar yeri Çanakkale ile
Kilitbahir arasında 1.250 metre, en
geniş yeri ise 8 km.’ dir. Boğazın ikili
bir akıntı sitemi vardır. Üstten
Karadeniz’in az tuzlu ve hafif yüzey
sularını Akdeniz’e doğru akıtır. Bu
akıntının genişliği kuzey girişinde 20
m. iken, güneyde 10 m. civarındadır. Üst
akıntının hızı değişkendir. En yüksek
hızı saniyede 150 cm. dir.
Gelibolu Yarımadası’ndaki toprakları
kuzeyde Edirne ve Tekirdağ, doğuda yine
Tekirdağ, batıda Ege Denizi’nin Saros
Körfezi, güneyde de Çanakkale Boğazı ile
çevrilidir. Anadolu’daki Biga
Yarımadası’nın ise, kuzeyinde Çanakkale
Boğazı, kuzeydoğusunda Marmara Denizi,
doğusunda Balıkesir, güneyinde Balıkesir
ile Ege Denizi’nin Edremit Körfezi,
batısında da Ege Denizi bulunmaktadır.
Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki İmroz
(Gökçeada) ve Bozcaada yine
Çanakkale’nin sınırları içerisindedir.
Çanakkale, ovalar ve vadilerle bölünmüş,
yükseltileri fazla olmayan tepelerden
oluşmuş bir coğrafi konuma sahiptir.
Biga Yarımadası’ndaki yüzey şekilleri
daha dağlık ve yüksektir. Bu yükseklik
güneydoğuya doğru daha da yükselir.
Belli başlı dağları Gelibolu
Yarımadası’nda, Biga çevresinde ve
Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yer alır.
Gelibolu Yarımadası’nın kuzey ve
kuzeydoğusunu Koru Dağı ile Tekir
Dağı’nın uzantıları engebelendirir. Bu
tepeler Çanakkale Boğazı kıyılarından
başlayarak yavaş yavaş yükselir ve dik
eğilimler halinde Saros Körfezi’ne
inerler. Biga yöresinde
kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda
500-1000 yüksekliğinde bulunan dağ
sıraları güneye doğru yükselir ve Kaz
Dağı’nda (1.767 m.) son bulur. Kaz
Dağı’nın çevresinde Susuz Tepe (1.507
m.), Gürgen Dağı (1.425 m.), Kalafat
tepe (1.417 m.), Eğrimermer Tepe (1.398
m.) ve Teke Kaya Tepe (1.383 m.)
bulunmaktadır. Ayrıca bu dağlar
birbirlerinden derin vadilerle
ayrılmıştır.
Çanakkale’nin kuzey kesimini Marmara
Denizi’ne dökülen Kocaçay ile Kocabaş
Çayı, güney kesimini de Kaz Dağı’ndan
çıkarak Ege Denizi’ne dökülen Eski
Menderes Çayı ve Tuzla Çayı
sulamaktadır. Bunların dışındaki küçük
akarsular bulunmaktadır. Gelibolu
Yarımadası’nda yazları kurumakla beraber
Tuzla Gölü, Biga Yarımadası’nda da Emir
(Ece Gölü) Gölü bulunmaktadır. İlin
ovaları daha çok akarsuların ağızlarında
ve geniş vadilerde toplanmıştır. Ezine
ve Bayramiç ovaları en önemlileri olup,
Kavak, Yalova, Kilye, Pirsen, Agonya ve
Kumkale ovaları da bulunmaktadır.
Çanakkale zengin bir bitki örtüsü ile
ormanlara sahiptir. Karaçam, kızılçam,
göknar, kestane, meşe, kayın, bodur
ardıç ve adi porsuk gibi ağaçların
bulunduğu ormanlık alanlar daha çok Kaz
Dağı yöresindedir. İlin yüzölçümü 9.737
km2 olup, toplam nüfusu 464.975’dir.
Çanakkale’nin ekonomisi, tarım sanayi,
hayvancılık, balıkçılık ve turizme
dayalıdır. Bu yönden Türkiye’nin
gelişmiş illerinden biri olup,
ulaşımının kolaylığından ötürü diğer
pazarlara da açılmıştır. Tarım
ürünlerinde sanayi bitkileri, sebze
meyve, elma, şeftali, domates, üzüm,
bezelye, susam, zeytin, buğday, çavdar
ve yulaf üretilmektedir. Ayrıca
Çanakkale’de bağcılık ve zeytincilik de
çok gelişmiştir. Özellikle Bozcaada’daki
şaraplık üzümler ilin değişik
yerlerindeki sofralık üzümler ve sofra
zeytinleri ileri düzeyde olup, diğer
illere gönderilmektedir. Hayvancılık
bitkisel üretimin yanında ikinci konumda
olmasına rağmen, yine de ekonomide
etkindir. İlde en çok sığır, koyun, kıl
keçisi ve tavuk beslenir. Balıkçılık
yönünden de önemli bir merkezdir.
Balıkların bir bölümü ildeki konserve
tesislerinde işlenirken bir bölümü de
tüketilmek üzere İstanbul, İzmir, Ankara
başta olmak üzere diğer illere
gönderilir. Sanayi yönünden 1973’ten
sonra büyük yatırımlar yapılan illerden
birisidir. İlde, sebze kurutma, işleme
tesisleri, salça fabrikaları, seramik
fabrikaları, çimento fabrikaları ve
petro kimya ürünlerinin fabrikaları
bulunmaktadır. Bunları süt ürünleri,
zeytinyağı ve ayçiçeği tesisleri
tamamlamaktadır. İlde halı kilim, düz
dokumacılık, pişmiş topraktan hediyelik
eşya yapımı da yaygındır. Turizm
yönünden de başta Troia , Assos gibi
antik kentler olmak üzere diğer antik
yerleşim alanları önem taşımaktadır.
Bunun için de turistik yatırımlara,
tesislere önem verilmiş ve her yıl 10-17
Ağustos tarihlerinde de ilde Troia
Festivalleri, Anzak günleri, Çanakkale
Savaşlarını anma günleri yapılmaktadır.
Çanakkale’nin Çan ilçesinde de linyit
yatakları bulunmaktadır.
Çanakkale
yöresi Antik Çağlarda Troas ismi ile
bilinmekte olup, tarihi geçmişi çok
eskiye inmektedir. Çanakkale yöresinde
Abarnia, Abydos, Agonya, Aianteion,
Aleksandreia Troas, Amaxitos, Arisba,
Assos (Behramkale), Dardania, Gergis,
İmbros (Gökçeada), İonia, Kebrene,
Khrysa, Kokylis, Kolonai, Lampanion,
Lampsake (Lapseki), Larissa, Neandreia,
Orphryneion, Paisos, Parion, Pertoke,
Pionia, Polymedion, Priapos, Rhoeteion,
Sigeion, Skespis, Tenedos (Bozcaada),
Troasia ve Troia antik kentleri
bulunmaktadır.
Homeros’un şiirsel bir dille anlattığı
İliada Destanında, araştırmacıların
dikkatini bu bölge ve özellikle Troia
üzerine çekmiştir. XVIII.yüzyılda
Fransız gezgini Le Chevallier Troia’yı
tanımlamış, ardından yörede ilk
araştırmayı XIX.yüzyılın ikinci
yarısında Amerikan ve İngiliz konsolosu
Frank Calvert yapmıştır. Troia’da
araştırma yapan Henrich Schliemann
(1822-1890) arkeolog olmamasına karşılık
Frank Calvert’e inanmış, Homeros’un
İliada’sında gerçek payı olduğunu
düşünmüştür. Bu nedenle 1871-1873,
1878-1879 ve 1822 yıllarında çalışmalar
yapmıştır. Höyüğün yarısının mal sahibi
olan F.Calvert de ona kazması için izin
vermişti. Schliemann, sistemsiz biçimde
kazmaya başlamış,10 m. derinlikte açtığı
bir çukurda İlion’un ikinci yapı katının
yangın tabakası ile karşılaşmıştır.
Arkeoloji bilgisinden yoksun oluşundan
ötürü de yapı katlarını birbirine
karıştırarak yok etmiştir. Pişmiş
topraktan keramik parçaları, bakır,
bronz eşyalar, taş, mermer kalıntıları
ile karşılaşmış ise de O, a Kral
Priamos’un hazinelerini arıyordu. Bu
yüzden de arkeolojik kalıntıları yok
etmiş, tabakaları birbirine
karıştırmıştır. H.Schliemann 1882’de
Wilhelm Dörpfeld (1853-1940) ile
birlikte çalışmalarını sürdürmüştür. Bu
arada W.Dörpfeld Troia’da dokuz yapı
katı bulunduğunu ortaya koymuştur. Onun
ortaya koyduğu dokuz yapı katını daha
sonra 1932-1938 yıllarında Troia’yı
kazan Carl W.Blegen de doğrulamıştır.
Amerikan kazı grubunun başında bulunan
C.W.Blegen bu yapı katlarının yanı sıra
ayrıca otuza yakın yerleşmeyi de tespit
etmiştir.
H.Schliemann’ın ölümü üzerine eşi Sophia
1890 da kazıların giderini karşıladı ve
çalışmalar Alman bilim adamlarınca
yürütüldü. Bunların başında Mimar
Wilhelm Dörpfeld bulunuyordu. Böylece
H.Schliemann’ın bulduğu Troia,J.G.von
Hahn.C.W.Blegen ve özellikle
W.Dörpfeld’in çalışmalarıyla
bilimselleşmiştir. II. Dünya Savaşı
sonrasında kazıyı yine Almanlar
yürüttü.1988’den bu yana Tübingen
Üniversitesi öğretim üyesi
Prof.Dr.Manfred Korfman Troia’da
çalışmalarını sürdürmektedir.
Troia üst üste farklı kültür
tabakalarından oluşmuş,arkeolojik yönden
zengin bir höyük olmasına karşılık
coğrafi
yönden de önemli bir konuma sahipti.
Burası 3 000 yıl boyunca peş peşe
yerleşimlere sahne olmuştur. Troia
katları Erken Tunç Çağı özelliklerini
taşımaktadır. Büyük İskender’in
(M.Ö.324) Anadolu’ya gelişi ile birlikte
Troia yöresi yeniden önem kazanmıştır.
Onun emri ile generallerinden Antigones
ile Lysimakhos kenti yeniden imar ederek
yenilediği limanı ile zamanının önemli
bir ticaret merkezi yapmıştır.
Romalılar,Tanrıça Aphrodite’in Troia’lı
prens Ankhises’in oğlu kahraman
Aineias’ın (Latincesi Aeneas) soyundan
geldikleri inancını taşıyorlardı. Bu
nedenle de Troia’ya büyük önem
vermişlerdir. Roma İmparatoru Büyük
Konstantinus (M.S.324-337) doğuda
kurulan İmparatorluğun başkenti olarak
da bir ara burasını düşünmüştür. Julius
Caesar (M.Ö.59-44) ile Octavius Augustos
(M.Ö.31-M.S.14) kentte yeni bir imar
dönemi başlatmışlardır. Athena mabedinin
temenos’u genişletilmiş ,ek yapılarla
mabedin çevresi sütunlarla çevrilmiştir.
Ancak bunlar yapılırken Troia VI ve
Troia VII’nin önemli yapıları ile evleri
de tahrip edilmiştir. Troia kazıları
Athena mabedinin güneydoğusu ile surlar
arasında kalan alanda Roma
kalıntılarını,kentin güneydoğusunda
duvarları ortaya çıkarmıştır. Yine bu
devirde tiyatro, bouleterion, nymphaeum,
odeon ve anıtsal ana giriş kapısı
yapılmıştır. Roma döneminde Çanakkale,
Marcus Antonius ile Augustus’un
çatışmaları sırasında büyük zarar görmüş
ve kent yakılıp yıkılmıştır. İktidar
mücadelesini Augustus kazandıktan sonra
kenti yeniden yaptırmıştır. Bölge
MS.II.yüzyılda Got akınlarına uğramış,
Bizans İmparatorluğu döneminde askeri ve
ekonomi yönünden de önem kazanmıştır.
Çanakkale yöresi MS.V.yüzyılda Hun ve
Slav, VII. Yüzyılda Arap,
XI.-XII.yüzyıllarda Peçenek akınlarına
uğramıştır. Türkler ilk kez X.yüzyılda
burada görülmeye başlamıştır. Çaka Bey
1091’de İzmir ve çevresini, Ege
Adalarının bir kısmını ele geçirdikten
sonra Gelibolu önlerine kadar gelmiştir.
XII.yüzyılda İtalya’daki kent devletleri
zaman zaman buraya saldırarak
Çanakkale’yi yağmalamıştır. Venedikliler
1204’te burayı ele geçirmişlerse de
Bizanslılar 1235’te yöreye yeniden hakim
olmuşlardır. XIII.yüzyıl sonlarında
Çanakkale Karesi Beyliği’nin
topraklarına katılmış, ardından 1345’te
Orhan Bey tarafından ele geçirilmiştir.
Çanakkale’nin kıyı kesimlerinin ise,
Osmanlı topraklarına kesin olarak
katılması Sultan I.Murat (Hüdavendigâr)
zamanında gerçekleşmiştir. Sultan
Yıldırım Beyazıt Çanakkale Boğazı’nda
ilk savunma sistemini kurarak Gelibolu
Kalesini güçlendirmiş ve ayrıca bir de
tersane yaptırmıştır. Fatih Sultan
Mehmet buradaki savunma tesislerini
güçlendirmek amacıyla Kilitbahir ve
Çanakkale’ye iki kale daha yaptırmıştır.
XV.-XVIII.yüzyıllarda Çanakkale Boğazı
önlerinde, kıyılarında Osmanlılar ile
Venedikliler arasında savaşlar olmuş,
çoğu kez Çanakkale Boğazı Venedikliler
tarafından kuşatılmıştır.
XIX.-XX.yüzyılda
Çanakkale Boğazı siyasi, askeri ve
ekonomik konumunu korumuştur. Kuzeyden
Ege ve Akdeniz’e inmek isteyen Ruslar,
Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından
faydalanan Avrupa ülkeleri Boğazlara
çeşitli müdahalelerde bulunmuşlardır.
I.Dünya Savaşı’nın en zorlu
çarpışmalarının geçtiği Çanakkale
Boğazı’nın hukuki statüsü Montreux
Sözleşmesi ile 1936 yılında açıklığa
kavuşmuştur.
Osmanlı Devleti’ni bölmeye yönelik bir
harekât 1904-1911 arasında İngiltere’nin
önderliğinde diğer Avrupa devletleri
tarafından planlanmıştı. Öncelikle
I.Dünya Savaşı’nın başlaması ile
birlikte, Ağustos 1914’ den itibaren
Çanakkale Boğazı giriş ve çıkışları
kontrol altına alınmıştı. Osmanlı
Devleti ile İtilaf devletleri arasında
savaş başlayınca, İngiltere’nin
düzenlediği plan uygulanmaya
başlanmıştır. İngilizler büyük bir
İtilaf donanması ile Çanakkale Boğazı
önlerine gelmişler, Kasım-Aralık 1914’te
Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını top
ateşi altına almışlardır. İngiliz
Hükümeti ve Deniz Kuvvetleri Bakanı
Winston Churchill Çanakkale Boğazı’nın
ele geçirilmesi kararını 2.Ocak 1915’te
almıştır. Bundan sonra 28 Ocak 1915’te
deniz harekâtına kararı alınmış ve 19
Şubat 1915’de Çanakkale savaşları
başlamıştır. Savaşa İtilaf Devletleri 12
büyük zırhlı ve diğer gemilerle
katılmıştır. İhtilaf Devletleri, büyük
gemilerinden iki İngiliz bir Fransız
zırhlısı batmış, bir İngiliz, iki
Fransız zırhlısı ağır yara almış üç gemi
de karaya oturmuştur. Deniz savaşının
başarılı olamayacağı ortaya çıkınca bu
kez, Gelibolu Yarımadası’na çıkarma
yapılmasına karar verilmiştir.Çanakkale
tabyaları sürekli bombardımana tabi
tutulurken Nusret mayın gemisi de
sürekli boğaza mayın dökmüştür. Sonuçta
İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı
geçemeyeceklerini anlayınca Kanada’dan
ve Avustralya’daki sömürgelerden
getirdikleri askerleri savaşa
sürmüşlerdir. Bunlar arasında savaşçı
askerler olarak tanınan "Australia and
New Zealand Army Corp.", "ANZAK" lar da
bulunuyordu. 25 Nisan 1915 Çanakkale
Savaşlarının en kanlı kara savaşı
başlamıştır. İngiliz, Fransız ve Anzak
kara ve deniz birlikleri, Seddülbahir
ile Arıburnu’na, 70.000 bin asker, 109
savaş gemisi, 308 taşıt gemisi
desteğinde çıkarma yapmıştır. Aynı anda
Fransız birlikleri Kumkale’ye yanıltıcı
küçük bir çıkarma yapmışlarsa da orada
tutunamamışlardır. Arıburnu’na çıkan ve
Conkbayırı’na doğru ilerleyen
İngiliz,Fransız, Hint ve Anzak
birliklerini, Mustafa Kemal’in komuta
ettiği 19. Tümen karşılamıştır. Mayıs,
Haziran ve Temmuz ayları boyunca gögüs
göğüse çarpışmalar olmuştur. Mustafa
Kemal Paşa’nın büyük askeri dehasını
ortaya koyduğu bu saldırılar geri
püskürtülmüş ve İtilaf devletleri
Çanakkale’yi karadan da
geçemeyeceklerini anlamış ve 1915’te
savaşı sona erdirmişlerdir. 9 Ocak
1916’da son düşman kuvvetleri de
çekildi. Savaş boyunca İtilaf
Devletlerinden 300.000, Osmanlı
Ordusundan da 250.000 asker yaşamını
yitirmiştir.

Çanakkale'de günümüze gelebilen eserler
arasında, bölgedeki antik kentlerdeki
kalıntılar başta gelmektedir. Bunlardan
Troia kentininin tabakaları, Dardanos
Tümülüsü, Ayvacık'da Apollon mabedinin
kalıntıları, Lampsakos Roma kalıntıları,
Assos'taki Mabet ve sur kalıntıları,
Çimenlik Kalesi, Kilitbahir Kalesi ,
Seddülbahir Kalesi, Kumkale, Babakale,
Bozcaada Kalesi; Sultan I.Murat'ın
Umurbey Hüdavendigâr Camisi, Ezine'de
Abdurrahman Camisi, Gelibolu Ulu
Camisi, Lapseki Süleyman Paşa Camisi,
Çardak Gazi Yakup Bey Camisi, Saruca
Paşa Türbesi, Ahi Yunus Türbesi,
Gelibolu'da Bayraklı Baba Türbesi,
Bolayır'da Namık Kemal'in mezarı
bulunmaktadır. Mevlevi kültüründe önemli
bir yeri olan Gelibolu Mevlevihanesi de
yakın tarihlerde restore edilmiştir.
Ayrıca Çanakkale Şehitleri Anıtı, Hasan
Mevsuf Şehitliği, Anadolu Hamidiye
Şehitliği, Rumeli Mecidiye Şehitliği,
Mehmet Çavuş Anıtı, Zıgın Dere ve Sargı
yeri Anıtları, Ezineli Yahya Çavuş
Anıtı, İngilizlerin Helles Anıtı,
Conkbayırı'nda Anzak Anıtı, Morto
Köyü'nde Fransız Anıtı,
Avustralyalıların Lone Pine Anıtı
bulunmaktadır. Çanakkale ilçelerinde
Çan, Kestanbol, Külçüler, Gölcük,
Kırkgeçit, Terzi Alanı kaplıcaları da
vardır.
|